Sinemanın Gladyoları

gladio2Sinemamız elden gidiyor! Her gün iğrenç filmler ekliyoruz sinema tarihimize. Biz millet olarak en harika şeylere layık iken, önümüze konulanla yetinir olduk. Biz, gündüz kuşağındaki salak evlilik programlarına, aileler arası ensest ilişkileri anlatan dizilere; dinciyiz diye geçinen bir kanalın, reyting uğruna, ekranda linç edercesine sorduğu sorular karşısında, 14 yaşında bir kızın hayatının yok oluşunu izlemeye mahkum olduk. Yıllarca Türk Sineması’nın erotik dönemini eleştiren bizler değil miydik? Şimdi ne farkı var geldiğimiz durumun? Daha beteriz. Erotizm pornoya doğru gider oldu. O zaman neden suçladık Zerrin Egeliler’i, Figen Ay’ları?.. Neden basmadık bağrımıza da kopardık kendimizden?
Gladyo adını çok kişi duymuştur. Ne zaman bir olay olsa, nerede bir kargaşa çıksa ‘’Gladyo’dur Gladyo’’ denir oldu. Anneler yakında küçük çocuklarına ‘’Yaramazlık yaparsan seni Gladyo’ya veririm’’ cümlesini de kullanmaya başlarlar. Peki nedir bu Gladyo? Türk halkı bu ismi ilk Kurtlar Vadisi ile duydu. Oysa Gladyo’nun ondan öncesi var. Behiç Gürcihan, 1.5 yıl önce çıkardığı ‘’Gladyo’ya Mektuplar’’ isimli kitabında bizlere ‘gladyo’yu en çarpıcı ayrıntılarına kadar anlatıyordu. Dink cinayetinden Ergenekon’a, Türkiye’de olan bütün olaylarda Galdyo’nun ne derece etkisi olduğunu belgeleri ile yazmıştı Gürcihan. Gladyo, hiç de Kurtlar Vadisi Gladyo filmindeki gibi gözükmüyor… Gladyo’nun Latince’deki adı kısa kılıçtır. Bizdeki adı Derin Devlet diye geçmektedir. Bu isimle ilgili örgütü ilk defa İngiltere ve Amerika kurdu. Dikkat! Yine İngiltere, yine Amerika. Örgütün kuruluş amacı her ne kadar devletlerin kendi içlerindeki vakalar için olsa da Amerika ve İngiltere bunu diğer dünya devletlerinin içlerine de soktular.
Peki sinemanın Gladyo’su kimler? Sinemada o kadar çok Gladyo var ki hangi birini yazacağımı bilemedim. Bir yerden başlamak gerekiyor…

Yapımcılar:
Aslında yapımlarda en büyük Gladyo’lar dizi film yapımcılarıdır. Reyting uğruna yapmadıkları kalmayan yapımcıların hayal dünyası korkunç… Hele bir yapımcı var ki son dönemlerde romandan uyarlayıp her sahnesine buram buram seks soktuğu dizilerle başka bir anlam kattı hayatımıza. Bu yapımcı çok yakında ‘’Cin Ali’’yi de yatağa sokacaktır. Ödüm kopuyor bu filmlerin setlerinden yanlışlıkla geçeceğim diye. Düşünsenize, tam setten geçiyorsun bir ses; ‘’Birader gel bi yatağa gir çık.’’ Hani girip çıkmaktan değil korkum, korkum alışmaktan. Sinema yapımcılarına gelirsek, son dönemde Türk Sineması’nda yapımcı-yönetmen-senarist teması yoğunluk kazandı. Bunun elbette çok farklı nedenleri bulunuyor. Ama en geçerli sebep Kültür Bakanlığı’ndan alınacak destek için iş kolaylaştırmak. Bu öyle bir hale geldi ki, sırf o destek alınsın diye kurulan şirketler var. Alınan destek, bakanlığın filme kullanılması için verdiği destek. Fakat yapımcı kendisine para kalsın diye bütçeyi oldukça kısıyor ve ortaya iğrenç filmler çıkabiliyor.
Yapımcıların kaçtığı en uyanık yol da film tanıtımları, kimi filmin en güzel sahnelerini alıp fragman yapıyor, kimi filmdeki sevişme sahnelerini basına sızdırıyor. Ama biri var ki cinliğine hayran kaldım. ‘’No Ofsayt’’ ile Ali Taran! Bir adam, reklam kariyerini nasıl böyle heba eder anlamış değilim. Reklamı anlatıyorum.
‘’Bu filmde fotoğraf yok! Bu filmde gala yok! Bu filmde fragman yok! Hepsi 11 Aralık’ta sinemalarda…’’ Yani paranı ne yapıp edip alacağız halkım! Aldın mı? Ne aldın? Koskoca bir gişe kırıklığı… Ya sen bu milleti harbiden salak mı sandın? İşte ava giderken avlandın.

Yönetmenler:
Yönetmenlerin düştüğü en büyük hata, yeterli donanıma ve bilgiye sahip olmadan yönetmen olma hevesleri. Geçen yıl çekilen birçok filmin yönetmeni bir daha film çekemedi. Burada önemli bir konu daha var aslında: her önüne gelen yönetmen olabiliyorsa, iletişim bölümlerinin sinema tv okuyan öğrencileri neden yıllarca okuma zahmetinde bulunuyor? Bir sürü akademisyen neden kendilerini paralarcasına öğrenci yetiştiriyor? Sonuca bir baksanıza! İletişim fakülteleri olan birçok okuldan yönetmen çıkmazken, sinema bölümü olmayan Boğaziçi Üniversitesi’nden bir sürü yönetmen çıktı. Hem de ödüllü ödüllü… Nuri Bilge, Reha Erdem, Derviş Zaim… Daha birçoklarını sayabilirim. Ben burada Kültür Bakanı’na bir mesaj göndermek istiyorum. Örneğin Sağlık Bakanlığı gıda üzerine bir firma açılış ruhsatı verirken, en azından gıda mühendisliği okumuş diploma sahibi birisinin o firmada çalışmasını şart koşuyor. Siz de destek için başvuran filmlerde en az beş iletişim mezununun görev almasını şart koşun ya da okulların bu bölümlerini kapatın. Ha bir tavsiye daha… İletişim okuyanlar da isterlerse mühendislik, doktorluk, avukatlık yapabilsinler. Bu bölümlerde okuyanlar nasıl yönetmenlik yapabiliyorlarsa iletişim okuyanlar da her mesleği yapabilsinler.
Yönetmenlerin diğer bir hatası, ‘ben marka oldum ne yapsam satarım’ demek… Bu hataya çok yönetmen düştü. En son düşen de Çağan Irmak oldu. ‘’Babam ve Oğlum’’ ve ‘’Issız Adam’’ filmleri ile gişe rekorları kıran Çağan, ben bu millete ‘’Karanlıktakiler’’ filmini de kakalarım niyetine girdi. Ey Çağan, sen zaten diğer filmlerini de bu millete kakalayamazdın da dua et birkaç köşe yazarı reklamını iyi yaptı. Ama bu kez seni onlar da kurtaramadı. Yönetmenlere buradan sesleniyorum. Gerçek kaliteli film izlemek, biraz da fikir almak istiyor musunuz? O zaman ‘’Avatar’’, ‘’Başka Dilde Aşk’’, ‘’Vavien’’ filmlerini izleyin. Benden, gelecekteki kariyeriniz için bir tavsiye…

Senaristler:
Senaristlerin çoğu kendi filmini çekmek isteyen yönetmenlerden ibaret… Bir de konu bulabilseler… Sektör de haklı, şimdi senariste para vermektense kendim yazarım kendim çekerim durumu var… Bir de oynarım tamamdır. İşte bu zihniyetle yola çıkılıyor ve sonuç çok kötü filmler olarak geri dönüyor. Sonra da halka kızılıyor: ‘Biz sanattan anlamayan milletiz’. E sen bu milleti salak yerine koymaya çalışıyorsun ya?!

Festivaller:
Ah bu festivaller… Düzenleyenler ve burada görev alan jüriler bu kadar günahı nasıl ödeyecekler bilemiyorum. Birçok kaliteli film daha ön elemeden bile geçemezken, sırf arkadaşlıklar uğruna beş para etmez filmler finale kalabiliyor. Festivalleri sadece yeme-içme, yan gelip yatma, gitmişken şehri dolaşmaktan ibaret gören sinema yazarları bunlara sessiz kalmakla bu günaha ortak oluyor. Yurtdışından gelen oyuncuları el üstünde tutan festivaller, bizim yerli oyuncularımıza gereken değeri göstermiyor kanımca. Ve en büyük Gladyoculukları; gerçek sinemacılar dururken, sırf magazin uğruna, yanlış insanları davet etmeleri oluyor. Bizim oyuncularımızın çoğu davet edilmezken, yabancı oyuncuların para ödenerek getirtilmeleri hiç adil bir şey değil!

Ve en büyük Gladyo; SİYAD.
SİYAD’ın uzun hali Sinema Yazarları Derneği demektir. Önce bu gruba sinema yazarlığı ne demektir bunu aşılamak gerekiyor. Film tanıtımı yapmak sinema yazarlığı değildir. Bağlı bulunduğun kuruma güvenerek ahkam kesmek yazarlık değildir. Anlayacağınız bu dernek amacını çoktan aşmış. Sinemaya en çok zarar veren kurum da budur. Murat Özer başkanlığa geldiğinde en çok ben sevinmiştim aslında. Sonunda bu dernek değişecek, hak ettiği yeri bulacak diye düşünüyordum. Ama…
SİYAD’a üye olmak çok zor. Bakmayın siz sitesinde yazan tüzüğe. Alakası yok. Laf olsun torba dolsun diye yazılmış sadece. Güya 2 sene bir yayın organında yazmak yeterliymiş. Yine 2 yıl sinema ile ilgili yazmazsa üyelikten çıkarılırmış. Palavra! SİYAD’lı olmak için gereken şartları ben buradan yazıyorum.
1. Kesinlikle, üye olan bir SİYAD’lı ile kanka olacaksın. Bu en önemli şarttır. Yoksa yazıların milyonlara ulaşmış olsa nafile.
2. Bildiğin bütün edepleri unutacaksın. Neler bunlar? Sabahları basın gösterimlerinde SİYAD harici hiç kimseye selam vermeyecek, hal hatır sormayacaksın. Herkese tepeden bakacaksın. Filmlere yıldız vereceksin. Sektörün senden ibaret olduğunu sanacaksın ve buna inanacaksın. Tıpta bunun adı şizofren.
3. Aynı derneğe üye birisi film yaptığı zaman asla eleştiri yazmayacaksın. Ne kadar kötü olursa olsun. Aksine festivallerde ödül bile kazandırmak için baskı yapacaksın.
4. Sürüler halinde gezeceksin. Ve katıldığın basın gösterimlerinde yine bu şekilde oturacaksın. Tek başına kalırsan kurtlara yem olursun.
5. Basın gösterimlerinde elinde mutlaka gazete, dergi, DVD gibi avatarlar olacak. Bu avatar senin kültürünün simgesidir.
6. Topluluk olan yerlerde diğer masadakilerin duyacağı bir sesle, ta kalu bela’dan kalma bir filmin eleştirisini yapacak, yanındakilere izleyip izlemediklerini soracak, izlemediyse şiddetle tavsiye edeceksin.
7. Hıncal Uluç’un başlattığı festivallerdeki giyim konusunda, ‘herkes giyinmekte özgürdür, önemli olan film yapmaktır’, düşüncesini savunacaksın fakat SİYAD Gecesi’nde, gerekirse smokin kiralayacak ama çok şık olacaksın. Yani dilinden çıkanla yaptıkların birbirini tutmayacak.
8. Topluluk olan yerlerde çok basit bir cümleye ağzından tükürükler çıkana kadar kahkahalarla güleceksin.
9. Sen kendin herkesi eleştireceksin ama seni eleştirenler olunca hemen bir basın bülteni hazırlayacaksın.
Aslında ben buradan sormak istiyorum konu açılmışken; 2 yıl sinema üzerine yazmak şart ise! Hani nerede Sadi Çilingir yazıları? Ha eğer hayvanlar, viraneler, kedi-köpek yazıları sinemaya dahilse, o zaman haklısınız. Ya da sadece bir site kurmak yeterliyse, Selin Sevinç de hakkıyla üye olmuştur. Deniz Yavuz neden üye? Ben hemen söylüyorum. SİYAD’ın ofisi Deniz’in ofisi diye olabilir mi?
Hadi bunları da geçtim. SİYAD üyesi olanlar yapımcı ya da yönetmenlik yapabiliyor mu? Bunların derneği ayrı biliyorum ben. Cahilliğimi bağışlayın. Nadir Öperli’nin yapımcılığından sonra, şimdi de Talip Ertürk ve Murat Emir Eren yönetmenliğe soyundu. Bu uyuyor mu tüzüğünüze? Siz değil miydiniz Engin Ayça’yı sırf yönetmen diye dernekten çıkaran? Siz değil miydiniz sırf bu tür bahaneler ile birçok üyelik başvurusuna ret cevabı veren. Yaptığınızın doğru olmadığını siz de biliyorsunuz ki, bunu örtebilmek için sitede bunu açıkça belirtmişsiniz: Dernek başvuru yapana ret cevabının sebebini açıklamaz. Oysa filmlere ödül verdiğiniz zaman çıkıp saatlerce bunun sebebini anlatıyorsunuz! Dernek olmak bu değildir. Bu çeteciliktir. Bu çıkarcılıktır. Bu bile bile Türk Sineması’na ihanettir! Tukaka dediğiniz filmler gişe rekorları kırarken, sırf tanıdıktır, üyemizdir diye iyi yazdığınız filmler gişelerde batıyor. Ama tek kelime etmiyorsunuz. Ben nelerinize şahit oldum farkında değilsiniz. Geçen sene Ankara Film Festivali’nde bulunan jürilerinizden birisi, daha gitmeden, ödülü Sonbahar filmine verdirmek için baskı yapacağını açıkça dile getiriyordu. Hadi beğendiğiniz filmlerin gidişatı neymiş bir görelim. İşte SİYAD’ın son beş yılda en çok beğendiği filmler ve izleyici sayısı:

Üç Maymun 127.000
Sonbahar 148.000
Yumurta 34.950
Beş Vakit 24.340
Karpuz kabuğu 13.443
Kan dökülecek 24.994
İhtiyarlara Yer Yok 78.816
Pan’ın Labirenti 111.077

En beğenmedikleri film de Recep İvedik oldu. Beğenmedikleri film, 9 milyon gişe sağladı. Bir gün film yaparsam amman benim filmimi beğenmeyin. Yıldız da vermeyin. Hadi size müjdeli bir haber vereyim. Çok yakında bir kardeş gelebilir size: Yeni bir sinema derneği. Annne- baba farklı. E artık bir küçük altın asmak için ziyaret edersiniz…
(SİYAD içinde çok kaliteli yazarlar da bulunuyor. Bu kişileri bu yazımdan hariç tutuyorum).

Son olarak, bir Gladyo daha var ki hepsinden korkunç geliyor. Ama bu yazıma almayacağım. Henüz araştırmalarım devam ediyor. Devlete ait bir üniversitenin kanatları altına sığınmış bu dernek, sinemada herkese ağını atmış durumda. Öyle ki yapımcılığa bile soyundu. Yaptıkları her film ödül alıyor. Şimdiye kadar da hiç kötü eleştiri almadı bu filmler. Hele başlarında bir danışman var ki; destek başvurularında rahmetli Ersin Pertan’ı arayıp, ‘bizim filme bütçe çıkaralım’, diyebilecek kadar da ahlaksız! Bunları en kısa zamanda bu köşede okuyacaksınız.
Gladyo’lar şimdilik bu kadar. Bu Gladyo’lar oldukça da Türk Sineması yok olmaya mahkumdur. Eğer biz onları yok etmezsek…

Bu hafta kimseyi dinlemeyin, bana kulak verin ve bu filmleri mutlaka izleyin:
Avatar, Vavien, Başka Dilde Aşk.

Tayfun Şahin
tayfun@tayfunsahin.sinemaloji.com

Etiketler: ,

“Sinemanın Gladyoları” için 6 Yorum

  1. debre diyor ki:

    filmlerin iyiliği kötülüğü izleyici sayısıyla mı orantılı yahu. bir de kendinize sinema yazarı diyorsunuz. bence bu yazıyla sinema yazarlığının ayşe özyılmazeli oluvermişiniz.

  2. semra sima diyor ki:

    gerçekten çok haklısınız gitgide enses ilişkilere gidiyor diziler sorarım bu dizileri çekenlere ailelere ne verecek özllikle çocuklarımıza bende oyuncuyum inanın içim acıyor nerde kaldı aile terbiyemiz hani biz herşeyi kınardık noldu bizlere sinemacılara sesleniyorum özellikle yapımcılara halka ne verirsen onu alıyor lütfen çok dikkatli olalım aşkı memnun da yapılan enses ilişki değilde nedir ay yapım nasıl müsade ediyor önce amca aldatılıyor sonra kızına yanaşılıyor ve üstelik behlül yiğen oluyor bu nasıl terbiye anlayışı bu nasıl oyunculuk yazıklar olsun yapımcısınada oyuncularına da ayıp ya şahsen bana böle bir film teklifi gelsmiş olsa inanın oynamam ve yazıklar olsun beren saat de para için kendini satıyor

  3. evren diyor ki:

    Kim ne derse desin cesaretiniz ve acik sözlülügünüzden dolayi tebrikler.Mükemmel bir yazi bence.

  4. Siyah Şapkalı diyor ki:

    Siteniz oldukça güzel emekleriniz boşa gitmemiş başarılarınızın devamını diliyorum

  5. ebru diyor ki:

    açık sözlülükle yazmış olduğunuz yazı üzerinde durup düşünmesi gerekn okadar çok insan var ki….yazdıklarınızda haklısınız keşke insanlar yazdıklarınızı anlayarak okusa değerlendirse özeleştiri yapsa çözüm bulsa……..ama benim çok sevdiğim laf var nekadar anlatırsan anlat anlattığın karşıdakinin anladığı kadardır…..
    saygılarımla

Yorum yapın