Ne çok gelir olmuştu İbrahim Efendi’ye… Artık İbrahim Efendinin sohbetlerini de sevmeye başlamıştı. Ama bu kez farklıydı. Ali’nin isteğini çok yersiz buluyordu. Bunları düşünürken İbrahim Efendi çayları getirdi.
- Ee Şahin… Nasılsın bakalım?
- İyiyim efendim. Sizleri gördüm daha iyi oldum.
- Sadece iyi olup olmadığımı bakmaya gelmedin sanırım.
- Aslında hayır efendim. Bir konu takıldı kafama.
- Çözelim Şahin.
- Ali Aşiroğlu defterde bir kadından bahsediyor. Okuyunca yanlış mı okudum diye birkaç defa daha okudum. Bu kadın kim bilmiyorum ama koca şirketin yönetiminde hak sahibi yapmamı istiyor. Kim bu? Tanıyor musunuz?
- Evet. Mehdi’nin annesi…
- ???
- Şahin, bazı şeyleri anlatmanın zamanı geldi sanırım. Mehdi, Ali’nin
Şahin’in şaşkınlığı büsbütün artmıştı. Ali’nin kendisine her şeyi anlattığını sanıyordu. Bilmediği daha neler vardı…
- Bana bundan hiç bahsetmedi. İşin garip yanı Semiray’da bahsetmedi.
- Kimse bilmiyordu. Bu çok önemli bir konuydu. Ali Mehdi’yi hiç görmedi. Bu Ali için çok zor bir şeydi. Hayatı boyunca istediği bir erkek evlada sahip olmaktı. Oldu. Ama doğduğunu, büyüdüğünü, yürüdüğünü hiç göremedi.
Şahin şaşkınlıkla İbrahim Efendi’yi dinliyordu. Elindeki çayından bir yudum dahi alamamıştı henüz.
- Benim kafam iyice karıştı. Ali biliyor muydu bu çocuğun varlığını?
- Evet.
- Ve hiç görmedi. İnanılır gibi değil. Ben mi yanlış tanıdım dayımı?
- Şahin, Ali en çok kimi severdi?
- Anneannemi.
- Başka?
- Hazel’i
- Başka?
- Yani hain çıktı gerçi ama Ege’yi de çok severdi.
- Peki, nerede şimdi bu saydıkların?
Şahin şimdi anlamıştı. Ali’nin sevdikleri hep ölmüştü. Ali korumak için yıllarca özlemini çektiği oğlundan bile uzak kalmıştı. Kendini toparladı.
- Yine de anne olayı bana mantıklı gelmedi efendim.
- Mantıklı gelmeyen ne?
- Ne yani, bir kadın Aşiroğlu’ndan bir çocuk peydahladı diye koskoca şirketin yönetimine girmesinin mantığı nerede? Mehdi’yi bakacağız, koruyacağız. Kadın neyin nesi? Ona da veririz üç beş bir şeyler.
İbrahim Efendi bardağındaki son çayı yudumladı. Yüz hatlarından kızdığı anlaşılıyordu. Kalktı çayını yeniledi. Yerine oturdu. Bir yudum aldı.
- Çok uzun zaman önce Ankara’da Hacı Bayram Veli adında bir zat yaşardı. Bu zatın bir çok talebesi vardı. Ama iki talebesini çok severdi. Osman Efendi ve Akşemseddin Hazretleri… Hacı Bayram Veli vefat ettiğinde tahtını Akşsemseddin Hazretleri’ne, eski bir hırkasını da Osman Efendi’ye bıraktı. Bir zaman sonra Akşemseddin’in talebelerinden aç gözlü olanlar ‘Hocam taht sizde, hırka niye onda’ diye söylenmeye başladılar. Akşemseddin bir gün talebelerini de alarak dışarı çıktı. Cami girişinde Osman Efendi’yi karşıladılar. Akşemseddin Osman Efendi’yi selamlayarak ‘Osman Efendi, bizim çocuklar hırkanın bana ait olduğunu söylüyor siz ne dersiniz?’ dedi. Osman Efendi gülümsedi. ‘Ne demek efendim. Seve seve veririm. Lakin son bir üzerimdeyken şu Cuma Namazı’nı eda edeyim, çıkışta vereyim’dedi. Namaz bitiminde dışarı çıktıklarında korkunç bir ateş korlaşmış haldeydi. Herkes ne olduğuna anlam veremedi. Osman Efendi ‘Hırkayı benden kim alacak?’ diye sorduğunda aç gözlü talebeler bir birleri ile yarışırcasına atıldılar. Osman Efendi ateşe doğru yürümeye başladı. Ateşin içine girdi. Herkes hayretle izliyordu. Ateşin ortasına geldiğinde talebelere döndü. Hırkasını çıkardı. İşaret parmağına astı ve ileriye doğru uzattı. ‘Buyurun hırka sizindir.’ Ateşin içine girmeyi bırak yanına yaklaşmak imkânsızdı. Osman Efendi yine tekrarladı. ‘Hırka sizindir.’ Sonra konuşmasına devam etti. ‘Ne oldu? Yanmaktan mı korkuyorsunuz? Ben bu hırkayı hak etmek için işte böyle yandım…’
İbrahim Efendi susmuştu. Şahin buz kesmiş halde kıpırdamadan duruyordu. Söylediklerinden o kadar pişman olmuştu ki. Yerin dibine girdiğini hissetti. Ayağa kalktı. Kapıyı aralamıştı ki geri döndü. İbrahim Efendi hala sabit bir yere bakıyordu.
- Efendim, bir şeyi merak ettim. Bir hırka için bu kadar yanmak gerekiyorsa, tahtın sahibi ne kadar yanacak?
Bu kez İbrahim Efendi sessiz kalmıştı…
Şahin çıkar çıkmaz Mirza ile Mehdi’nin evinin önüne gitti. Mehdi arkadaşları ile top oynuyordu. Bir an yere düştü. Bunu gören Mirza kaldırmak için araçtan inmek istedi. Şahin engel oldu.
- Hayır Mirza! Bırak kendi kalksın. Biz şimdi onu tutar kaldırırsak, her düştüğünde kaldırmamız için bizi bekleyecek. Bırak yanmaya şimdiden başlasın ki büyüdüğünde yaraları geçmiş olsun…

harika bir yazarsınız öncelikle hazelle başlayan mükemmel çıkışınızın artarak mehdi ile devam edeceğine eminim . Başarılarınız daim olsun inş…
hazelden çok etkilendim,okuduğum kadarıylada mehdi daha da etkileyici…paylaştığınız için teşekkürlerimi sunar,başarılarınızın devamını dilerim