Şahin Ege’ den aldığı Next şirketini daha da büyütmüş Dünyanın ilgisini çekmeye başlamıştı. Şirket için yaptırdığı ikiz dev binalar büyük bir gücü temsil edercesine İstanbul’un göbeğinde yükseliyordu.
14 Ekim 2020
Şahin odasındaki kasayı açtı. İçinden Ali’nin bıraktığı defteri çıkardı. Defter Ali’nin kendi el yazısı ile yazılmıştı.
‘Bu defteri açtıysan her şey yolunda demektir. En azından şimdilik… Bugün benim doğum günüm. Yaşıyor olsaydım 48 olacaktım. Hazel’im nasıl? Sen bunlar okuyorken ben onu bulunduğum yerde özlüyor olacağım. İyi bir lider olacağına eminim. Lakin önemli bir konu var ki, sana bırakılan miras emanettir. İlk yapacağın görev bu mirasın sahibini bulmak olacaktır. Karan Köyü’nde İbrahim adında bir zat var. Bu zat sana bu mirasın sahibinin kim olduğunu söyleyecek. Mirasın sahibi aynı zamanda bu ülkenin gelecekteki başbakanıdır. Bunu anlatması çok zor… Çocukluğunda sana anlattığım, Şeyh Edebali’in, Osman Gazi’ye anlattığı rüyayı hatırlaman yeterli olacaktır. Bu defter sana her zaman yol gösterecektir.’
Hiç beklemeden yola çıktı. Karan Köyü’ne vardığında akşam ezanı okunuyordu.
İbrahim Efendi’nin kapısını çaldı. Kapı açılmadı. Biraz ileride bulunan bir çay bahçesine oturdu. Yabancı olduğundan herkesin dikkatini çekmişti. Garson yaklaştı.
- Hoş geldiniz. Ne ikram edelim size?
- Ben bir çay alayım. Şekerli olsun. Bu arada İbrahim Bey isimli bir zatı arıyorum.
- İbrahim Amca camidedir.
Garson çayı getirmek için dönmüştü ki, İbrahim Efendi’yi gördü
- Hah! Bakın geliyor dedi parmağını işaret ederek.
İbrahim Efendi 75 yaşlarında, saçı ve bıyığı beyazlamış kısa boylu biriydi. Fakir bir görüntüsü vardı. Şahin tepeden tırnağa süzerken mırıldanıyordu.
- Bunda bir yanlışlık var, bu adam mı bana başbakanı söyleyecek. Hay Allah defteride almadım, adreste yanlışlık olabilir mi?
- Selamun Aleyküm dedi İbrahim Efendi etrafa bakarak.
Garson çayı masaya bıraktı.
- İbrahim Efendi’yi beklemiyor muydunuz?
Şahin cebinden çayın parasını çıkarıp koydu, içmeden aracına doğru yürümeye başladı.
Garson arkasından yetişti.
-Beyefendi! Biz satmadığımız malın parasını almayız. Ayrıca çayımızı içmiş olsaydınız bile o çay misafirsiniz diye bizim ikramımızdı. Diyerek parayı Şahin’in eline tutuşturdu. Şahin hala İbrahim Efendi’ye bakıyordu.
- Gidelim Mirza!
- Efendim, bir sorun mu var?
- Var Mirza var, ama nerede bilmiyorum. Bu kadar yolu sanırım boş yere geldik.
‘Mehdi’ filmi için cast başvurusu
Yorgunluktan gözleri kapanıyordu. Daha fazla açık tutamadı. Rüyasında Ali ile birlikteydiler. Bir tepenin üzerinde sohbet ediyorlardı.
- Hz. Mevlana ne güzel söylemiş ‘Ben ne insanlar gördüm üzerinde elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde insan yok.’
- Neden böyle söylemiş?
- Hz. Mevlana neden böyle söylemiş biz bilemeyiz. Ama ben sana bir hikaye anlatayım. Daha Fatih Sultan Mehmet doğmamış. Fatih’in hocası, İstanbul’un manevi fatihi olan Akşemsettin Hazretleri Allah aşkı ile öyle yanar olmuş ki, ilim almak için İstanbul’un yolunu tutmuş. İstanbul’a vardığında yanına gittiği hocası bundaki cevheri bir görüşte anlamış. ‘Hey talebe, bizim ilmimiz sana yetmez, senin kaynağın Ankara’da Hacı Bayram Veli isimli zattadır.’ Bunu duyan Akşemşettin hemen yola koyulmuş. Ankara’ya vardığında Hacı Bayram Veli’yi dilenci gibi sokaklarda gezerken bulmuş. ‘Bana bu kişi mi ilim verecek’ diyerek geriye dönmüş. Tabi yolculuk onu yorgun düşürmüş, Bolu Dağı’nda mola vermiş. Yorgunluktan uyuyakalmış. Rüyasında Hacı Bayram Veli’yi görmüş. Elinde ki zinciri Akşemsettin’e atmış. Zincir Akşemşettin Hazretleri’nin boynuna dolanmış. Hacı Bayram Veli seslenmiş. ‘Nereye gidersin? Senin yaşamanda, ölmende bizim elimizdedir.’ Başlamış zinciri çekmeye. Akşamsettin kan ter içinde uyanmış. Yaptığı hatanın farkına varmış. Geriye dönmüş. Hacı Bayram Veli’yi talebeleri ile yemek yiyormuş. Tabi utancından yanlarına yaklaşamamış. Hacı Bayram Veli elindeki butun kemiğini Akşemsettin’e atmış. Akşemsettin o kadar acıkmış ki kemiği yerden alacakken Hacı Bayram Veli elini tutmuş. ‘Şimdi artık bizdensin evlat’ demiş. Şahin, sen sen ol, kimsenin şekline şemailine bakarak aldanma…
Ter içinde uyandı. Nefes alamadığını hissetti. Kısık bir sesle sordu.
- Neredeyiz Mirza?
- Bolu Dağı’ndayız efendim
- Hemen geri dön Mirza. Geldiğimiz köye! Hemen. En hızlı şekilde…
Şahin köye vardığında sabah ezanı okunuyordu. Caminin bahçesine gitti. İbrahim Efendi yanında 3-4 kişi ile sohbet ediyordu. Yanına yaklaştı.
- Efendim…
İbrahim Efendi Şahin’i tepeden tırnağa süzdü. Yanındakilere gitmesini işaret etti.
- Hoş geldin Şahin.
Sonra Şahin’in lüks, zırhlı aracına baktı.
- Kimileri zincirle gelir, kimileri bunlarla. Sonuçta her ikiside demirdir. Hadi al bakalım abdestini.
Namazdan sonra eve geçtiler. Şahin hala utangaç halde konuşamıyordu. Aklına gelmezdi. Koskoca bir imparatorluğun başında, binlerce kişiyi yöneten kendisi, ilk defa gördüğü bu adamın karşısında bir zavallı gibiydi.
- Rahat ol evladım. Biz insan öldürmüyoruz. Allah rahmet eylesin, Ali çok anlatırdı seni bana. Sevindim seni gördüğüme.
- Sağ olun efendim. Ben çok mahcubum.
- Mahcup olacak bir durum yok evladım. Önemli olan hata yapmak değil, hatanın farkına varıp dönebilmektir. Gelelim senin meselene. Aradığın kişi buraya yakın. Adı Mehdi. Lakin, yaşadığı yer biraz tehlikelidir. Dikkatli ol. Ali’nin sana bıraktığı defteri okumadan hiçbir şey yapma. Çok başın sıkışırsa ben buradayım.
Şahin’in eline adres yazan bir kağıt verdi.
- Efendim, ben hemen çıksam olur mu?
Gülümsedi İbrahim Efendi, başını sallayarak onay verdi.
Geldikleri yer hizbe bir mahalleydi. Zırhlı lüks araç herkesin dikkatini çekmişti.
- Adres burası efendim, dedi Mirza.
Şahin eve baktı. Neredeyse yıkılacak gibi duruyordu. O sırada bir taş aracın ön camında patladı. Şahin başını çevirdiğinde 14 yaşlarında bir çocuk gördü. Mahalleli toplanmaya başlamıştı. Mirza tedirgin olmuştu.
- Efendim, isterseniz dönelim birkaç adamla daha gelelim.
- Hayır Mirza! Bu sadece ikimizin bilmesi gereken bir husus… Ben iniyorum. Bana doğru kalkan el, kol… Ne olursa olsun hiç düşünmeden indir aşağıya.
- Efendim özür dilerim, ama ya çocuksa?
- Senin oğlun kaç yaşında Mirza?
- 12 Efendim
- Hiç kimseye taş attı mı?
- Hayır efendim, asla!
- Çocuk aileden aldığı terbiyeye ve kültüre göre çocuktur Mirza. Bugün devletin bireyine taş atan çocuk, yarın büyüdüğünde bu devletin başkanına mermi sıkar.
Araçtan indi. Eve yaklaştı. Mirza her an tetikteydi. Kapıyı çalmak istediğinde kapı açıldı. Eli ile iterek seslendi.
- Kimse yok mu?
60 Yaşlarında bir kadın çıktı. Hiç konuşmuyor Şahin’e bakıyordu.
- Ben Mehdi Bey’i bakmıştım
- …….
- Hanımefendi, Mehdi Bey’i bakmıştım.
Kadın hiç konuşmuyordu. Şahin sağına soluna baktı. Sesini yükseltti.
- Burası Mehdi Türkmen’in evi değil mi?
Kadın ürkek bakışlarını Şahin’den çekerek arkasını döndü.
- Mehdi! Diye seslendi.
Gördüğü manzara karşısında Şahin şaşırmıştı. 10 Yaşında bir erkek çocuğu, elinde plastik bir kılıç ile masmavi gözlerini Şahin’e dikmiş bakıyordu…
Etiketler: Hazel filmi, Hazel romanı, Mehdi, Mehdi Filmi, Mehdi Romanı, Mehdi Tayfun Şahin
insanı sadece en yakındakı yok eder
hazeli okudum çok mükemmel bir kitaptı 2 günde bitirdim çok akıcıydı serinin ikinci ve üçüncü kitabını sabırsızlıkla bekliorum tabiki filminizide eminimki kitap kadar muhteşem olacaktır.
Hazel gerçektende soluksuz okuduğum bir eserdi eminim sinema filmide kitabı kadar beğeniyle izlenecektir.Başarılar dilerim…