
Tayfun Şahin Hazel ve Mehdi imza günü
Kitap Severler için güzel bir yarışma…
http://www.tayfunsahin.com/hazel/ adresine girerek Hazel için en iyi yorumu yapan 2 kişi ister kendisinin isterse bir arkadaşının adına imzalı Hazel kitabı kazanacaktır. Son katılım tarihi: 30 Ocak 2012′dir. Kazananlar 1 Şubat’ta http://www.facebook.com/hazelroman sayfasında yayınlanacaktır…
Not: Mehdi romanı Hazel’in devam niteliğini taşımaktadır. Seri 3 roman olarak tasarlanmış olup sonuncusu Mayıs ayında çıkacak olan bAŞKan-dır
Tayfun Şahin’in Hazel konulu radyo söyleşisi için tıklayınız
Hazel kitabını %40 indirimli almak için tıklayınız
21. Yüzyılda dillere destan bir aşk… Ve bu aşktan doğacak bir başbakan…
‘Hazel – Mehdi – Başkan’ üçlemesinin birincisi – ‘’Çok yakında sinemalarda’’
Dün
Hazel başını adamın omzundan ayırdı. Gözlerine bakıyordu.
- Söyle bakalım Ali Aşiroğlu, beni ne kadar seviyorsun?
Ali bir an sustu. Biliyordu, ne dese az olacaktı.
- Benim seni ne kadar sevdiğimi anlatmaya ne dilim ne de kelimelerim yeter Hazel. Ama elimde olsa seni ne kadar sevmek isterdim biliyor musun? Ezan ile namaz arası kadar… Doğduğumda kulağıma okunan ezan, öldüğüm kılınan cenaze namazıma kadar, her saniye seni sevmek isterdim.
Bugün
Başer Ali’nin haline üzülmüştü. Tedirgin bir halde sordu.
- Ne zamandır görmüyorsun Hazel’i evlat?
- Dünya takvimine göre mi soruyorsun ağabey, gönül takvimime göre mi? Bendeki takvime göre bir ömür geçti.
- Belki yeniden bir araya gelirsiniz Ali…
- Bizim kaderimiz ayrı yazılmış ağabey. Bırak bedenlerimizin bir araya gelmesini, isimlerimizin baş harfleri yan yana gelse bir acıyı ifade ediyoruz.
Ali odadan çıktıktan sonra Başer önündeki kağıda iki harf yazdı.
”Ah”
Peki dün ile bugün arasında yaşananlar neydi?
İşte Hazel’den kesitler
‘’Burada, 20 yaşlarında, hayatının baharında ve daha yapacağı hatanın farkına varamayan bir beyinden söz ediyoruz. Ben şunu gördüm, gençlerin yaptıkları hatalardan, ne yazık ki anne babalarının haberleri olmuyor. Olduğunda ise çok geç kalınmış oluyor. Biz üstümüze düşeni yapalım. Gerisi ister alana, ister verene kalsın. Bizim ödeyeceğimiz hiçbir tazminat, aldatılan bir eşin ya da canı acıyan bir anne-babanın acısından daha fazla olamaz.’’
————————————————————————————————————————————————
‘’ Allah’ım! Bu insanlar paranın gücü karşısında gösterdikleri saygıyı, senin gücün karşısında nasıl gösteremiyorlar. Nasıl bir sabırdır sendeki? Ben bana gösterdikleri halde bu saygıya tahammül edemezken, her şeylerini borçlu oldukları sen, nasıl sabredebiliyorsun?’’
————————————————————————————————————————————————
“Remzi Efendi misafirlerimizle ilgilendiniz mi?’’
Remzi Efendi,Amerikalılara bu kadar yalakalık yaptığı için Ege’ye kızıyordu. Cevabı gecikmedi.
‘’Sordum ama Türkçe bilmiyorlarmış. Bende bu kayıplarından ötürü, utandırmayayım diye üstelemedim’’
Ege Remzi Efendi’nin laf soktuğunu anlamış ve çaktırmadan ayıp dercesine başını bükmüştü.
————————————————————————————————————————————————
‘’Hadi kızım iyisin yine. Artık sırtın yere gelmez. Genel müdür asistanı oldun.’’
Hazel gözleriyle Ali’yi işaret etti.
‘’Birazdan Ali Bey’in odasına gideceğimizi unuttun galiba. Bizi balkondan atacak gibi duruyor. Bakalım yere vardığımız da sırtımız üstümü düşeriz yoksa tepemiz üstümü göreceğiz…’’
————————————————————————————————————————————————
Gözlerinden yaşlar yağmur gibi akıyordu.
‘’Bana emanet ettiğin kardeşini de koruyamadım. Her şeye gücü yettiğini sanan bu oğlun ne kadar aciz kaldı ölüm karşısında. Telefonun hala “annem” diye kayıtlı değiştiremedim. Babamı her arayışımda ekranımda annem yazıyor ya, her çalışın ardından senin sesin gelecekmiş gibi heyecanlanıyorum. Yemeklerini o kadar özledim ki. Sıcaklığını. Saçımla oynayışını. Sana hep yalan söyledim. Saçıma dokunuşun o kadar hoşuma giderdi ki, yaşımdan utanırdım. Saçımla oynarken uyuya kalmak çok güzeldi. Bunun için hep saçımda bit var yalanını uydururdum. Hep bir gün söyleyeceğim derdim gerçeği. Şimdi ancak mezarının başında söyleyebiliyorum ancak.’’
————————————————————————————————————————————————
‘’Herkesin bir bedeli vardır Ertaç! Sadece bu bedeli ödeyeceğin zamanı iyi seçmelisin…’’
———————————————————————————————————————————————–
”Hazel’in bana ihtiyacı var gitmem gerek.” dedi endişeli bir sesle. Başer biliyordu ki; Ali kalmayacaktı. Yine de uyarmak istedi. ”Gelen milletvekili, başın ağrımasın sonra.” Ali güldü;” Adı üstünde, milletvekili.” Sonra işaret parmağını göğsüne bastırarak, ”Millet burada, vekil kim oluyor.”
————————————————————————————————————————————————
Ali boğaza doğru bakıyor, hiç konuşmuyordu. Sessizliği Naşide bozdu; ”Güzel kız Hazel, ama şunu unutma, kalp dediğin belki bin kez vurur, ama bir kez durur.” Ali gözlerini Naşide’ye çevirdi. Sonra yine denize bakarak mırıldandı, ”Bin kez vurduğu da O olsun… Bir kez durduğu da…”
————————————————————————————————————————————————
Hazel tavlada kazandığı her sette Ali’nin yanaklarını okşuyor ”Oy oy, üzülme başkanım kıyamam ben sana” diyerek burnunu sıkıyordu. Ali her seti vermeye başladı. Her giden set ona Hazel’i getiriyordu. Zaten kural da bu değilmiydi. Kumarda kaybeden, Aşkta kazanır…
————————————————————————————————————————————————
”Hayırdır, ne bu hal? Saç sakal bir birine girmiş.”
”Çağrı filmini yeniden çekeceğim, Hz. Hamza rolü benim…”
Naşide gülümsedi..
”Sen Hazel’siz bir şey yapmasın. Ona da bir rol verirsin artık.”
Ali mırıldandı…
”Vermem mi? Vahşi rolü onun…”
————————————————————————————————————————————————
Naşide’nin yanına gittiğinde Ege yoktu.
‘’Ne erkekten, ne dişiden Ali?’’
‘’O ne abla?’’
‘’Eskiden Ege ile gelirdin, sonra Hazel. Ama şimdi hep teksin. İstersen bir de gay dene. Vefalı olduklarını duydum.’’
Ali gülümsedi.
‘’Ya oda tutmazsa?’’
‘’O zaman kaderin tek yazılmış Ali…’’
‘’Kalbimiz gibi…’’ diye mırıldandı
‘’Efendim?’’
Ali kısa bir süre suskunluktan sonra;
‘’Farkında mısın abla? Vücudumuzda hemen her organımızın bir eşi var. Bir tek kalbimiz tek. Ve o kendi eşini bulabilsin diye ne kadar acı çekiyor…’’
————————————————————————————————————————————————
‘’Ne zamandır görmüyorsun Hazel’i evlat?’’
‘’Dünya takvimine göre mi, benim mi? Bana göre bir ömür geçti…’’
‘’Belki yeniden bir araya gelirsiniz Ali.’’
‘’Bizim kaderimiz ayrı yazılmış ağabey. Bırak ikimizin bir araya gelmesini, isimlerimizin baş harfleri bile yan yana gelse acının ifadesi oluyor.’’
Ali odadan çıkınca Başer beyaz bir kağıda iki harf yazdı.
‘’AH…’’


Cok güzel bır kitap , iyiki okumuşum. Kitabı tam 3 günde btirdm , o kadar beğendm ki , her sayfayi cevirirken , dahada cok okuyasm gldi. okudukça okuyasm gldi. Herkese tavsiye ederim , okuyunca begenecegnzdn eminim . pişman olmayacksinz
bu kitap için sabahladım günü hatrladım
bir çok kitap bahçesinden geçtim rengarenk çiçekleri koklar gibi birçoğunu merakla okudum ama HAZEL bambaşka bir tat bıraktı bende.
öyle gerçek duygularla bezenmişti ki , öyle nefis kaleme alınmıştı ki öncelikle yazarınıgönülden kutlamak isterim.
Aşk evet o ekmek gibi, su gibi ihtiyaç duyduğumuz o aşkk bir kitapta bu kadarmı güzel anlatılır?
kitaptaki karakterleri yaşamak her kitapta okuyucuya nasip olmaz. Sürüklemek ve etkilemek ama en önemlisi kitabın içinde ilerlemek. Yazar işte bu etkiyi bırakıyor okuyucusunda. sayfalar ilerlerken duygularınla beraber sende ilerliyorsun. bir süre sonraçevredeki sesleri bile duymaz oluyor kulakların.
Kitaplığımdaki listemde en son sırada Hazel.. nedenmi paylaşmaya kıyamadığım benim için en önemli en anlamlı kitaplarımın olduğu yerde.. İlk sıralarda olunca seçilip bu kitabı okuyup getireyim denmesin diye. PAYLAŞAMAYACAĞIM ama tavsiye edeceğim kitaplarımın arasında ..
YÜREĞİNE SAĞLIK TAYFUN ŞAHİN
Bir insan aşkı için neleri göze alır?
Eğer o kişi Ali Aşiroğlu ise her şeyi ama “HER ŞEYİ” göze alır!!
Unutun aklınızda ki bütün o basit, sıradan aşkları size Ali Aşirğoğlu’nun yüreğinden bir türlü atamadığı, aşkı için, Hazel’i için kendi canını bile verebileceği aşkına davet ediyorum…
“…İnsanı sadece en yakınındaki yok eder…”
Evet ben Hazel’de anladım ki gerçekten insanı en yakınındaki yok ediyor…
HAZEL’i okurken her şeyi sorgulayacaksınız, güleceksizin, mutlu olacaksınız, ‘Hadi canım’ diyeceksiniz, sitem edeceksiniz, ‘Neden’ diye hep soracaksınız ve en önemlisi ağlayacaksınız hem de öyle böyle değil hıçkıra, hıçkıra… Ali Aşiroğlu’nu çok mu çok seveceksiniz hele ki bir çalışanları var tek, tek bağrınıza basacaksınız. Tabii her kitap da kötü bir karakter vardır ama o kötülerle Ali’miz baş edecek sizlerin boğazlamasına gerek kalmayacak.
Ali Aşiroğlu namı diğer Başkan, Patron ve Mr. Aşiroğlu. Herkes, her şey onun emrinde o ise canını verebileceği kadar sevdiği Hazel’in emrinde. Onun için herkesi karşısına alan, sonucu ne olursa olsun aşkı için her şeyi yapan ve zerre kadar pişman olmayan “AŞIK” Ali Aşiroğlu. Onun Hazel’e olan aşkı başka hem de “BAMBAŞKA” okuduğunuz da ‘gerçekten bambaşka’ diyeceksiniz sizi temin ediyorum…
Başkanımız güldü, güldüm. Mutlu oldu, mutlu oldum. Ağladı ki çok sıktı kendini ağlamamak için ama o öyle bir aşık ki tutamadı kendini ağladı tabii bende o ağladığı için hıçkıra, hıçkıra içimde kıyametler kopararak ağladım ama hiç isyan etmedi sadece sevdi ve sevgisine karşılık bekledi…
“Sen Hazel…
Sen israfil’in üflediği Sur kadar kıyametler koparıyorsun içimde…”
Gelelim Ali’mize hayatında nefret ettiği neskafeyi bile içiren görebilmek için her seferinde neskafeyi içmek için zaman kollayan, bahane arayan güzeller, güzeli(!!!) Hazel’e.
Şimdi Hazel hakkında benden yorum bekliyorsunuz biliyorum. Aslında çok şey söylemek istiyorum ama susmalıyım. Hazel’i siz değerli okuyucuların yorumuna bırakıyorum. Siz tanıyın Ali Aşiroğlun’u mecnun yapan kızımızı…
Size bu kitabı öneriyorum çünkü Ali Aşiroğlunun aşkına ‘Vay bee’ demeniz için, şok olmanız için, yakınınızda ki kişiye güvenebilmeniz için, AŞKI bu kitap da yaşamanız için şiddetle ÖNERİYORUM… Alın ve okuyun hiç mi hiç pişman olmayacaksınız sadece “Neden bu zamana kadar okumadım’ diye pişman olacaksınız onu da zaten HAZEL’imiz telafi edecek…
HAZEL’imizi bize bahşeden Tayfun Şahin’e o kadar çok şey söylemek istiyorum ki, o bir harika, o bizi Ali Aşiroğlu’yla tanıştıran sevmemizi, saymamızı, bağlanmamızı sağlayan muhteşem insan! Tayfun Bey sizi Neptün’de ve her yerde alkışlamak istiyorum tabii emeğinize ve bu kitabı biz okuyuculara yazdığınız için.
Emeğinize, yüreğinize sağlık. İyi ki varsınız… ♥ ♥
Son olarak ben hep hüzünlü, yürek burkan aşk kitaplarına ve o karakterin aşkına bir şarkı bulan ve o şarkıyı kitabın sonunda dinleyip, sonu her ne olursa olsun ağlayan biriyim fakat Ali Aşiroğlu’nun AŞKI o kadar büyük ki, aşkını yansıtan benim ağlamama yardımcı olacak o şarkıyı bulmadım. Çünkü, Ali Aşiroğlu’nun AŞKI öyle büyük ve muhteşem ki hiçbir şarkı onun AŞKINI yansıtamadı, yansıtamaz da…
Evet hayatım da ilk defa yorum yapıyorum umarım ilginizi çeken bir yorum olmuştur vee yorumumu okuduğunuz için size küçük bir alıntı yaparak yorumumu bitiriyorum…
“… -Hazel, diye başladı fısıldayarak:
-İster köyden gel, ister kırk yıllık şehirli ol. Ben seni bu halinle seviyorum. Zamansız, mekansız, sıfatsız. Bak bana; kos koca Ali Aşiroğlu, herkesin saygı duyduğu , parasının çok olduğu… Ama mutsuz. Dostsuz. Ben mutluluğu seninle buldum. Ne param yetti şimdiye kadar bunu bulmaya, ne gücüm. Seni tanıyınca geçen 37 yılın ne kadar boş olduğunu anladım. Üzerindeki kıyafetin önemi yok. Benim için değerli olan içindeki sensin.
Hazel başını Ali’nin omzuna koydu. İç çeke çeke ağlıyordu. Ali dudaklarını kızın kulağına yaklaştırdı. Sanki ses tonunu, oldukça dikkatli kullanıyordu.
-Bak dinle, dedi ve devam etti:
-Ben seni caddesiz, kaldırımsız
Ellerinde yüreğini sana uçuran
Yalın ayaklı bir çocuk saflığında
Ardından koşarcasına
Kainatın tüm ışıklarını söküp
Saçlarına takarcasına…
Kızın başını kaldırdı, gözlerini o kaybolup gittiği gözlere dikti ve sözlerini tamamladı.
-ve… Bir kez baktığım gözlerinde
Bin kez doğarcasına SEVİYORUM!”
HAZEL__TAYFUN ŞAHİN……
Hiç tereddüt etmeden aldığım ve okumak için doğru zamanı beklediğim kitap !
ilk defa yorum yazarken hiç birşey yazmak gelmiyor içimden…yanlış birşey söylerim de Aşiroğlu Ali yi incitirim diye korkuyorum sanırım….
Ali Aşiroğlu ! 37 yaşında,dergi,gazete ve kanal sahibi,çalışanları tarafından sevilen ama sert,yüzü gülmeyen,haksızlığa tahamülsüz,nescafe içmeyen, yalandan nefret eden… heleki yalandan neden nefret ettiğinin nedenini bir bilseniz kahrolursunuz…
pazar günlerini takviminden çıkartan ve sadece haftnın altı gününü yaşıyan…
”eğer beni terkedeceksen Pazar günü terk et Hazel ! hayatımdam başka birgünü daha çıkartmaya dayanamam” demişti Aşiroğlu…
daha neler söylemediki,bir insan aşkın son halini görmenin nasıl bir duygu olduğunu bilemezken gözü kapalı aşık olabilrmi? hiç tereddütsüz,sorgusuz sualsiz,hayatını adadığı işini dergisini,küçük bir kıza duydugu saf aşkının berraklığında nasıl geri plana atar… ve neden gerçekleri görmüyor dediğiniz anlardan sonra,işte tam da bu kısımda ! Aşiroğlu Ali’nin kapalı olanın gözleri değil,gerçeklere kapattığı yüreğinin olduğunu ve sadece bunu Hazele açtığını okuyorsunuz….
Ali Aşiroğlu__8 yıl içinde kazandığı başarılarla medyada isim yapmış bir adam…
dostu olarak gördüğü bir kaç kişinin haricinde birde düşmanı varkı akıllara zarar…
Tek sığınağı Tekirdağ…aklı karıştığında yada kaçmak istediğinde gittiği bir adres daha var,annesinin mezarı….bir c.tesi günü şirketin ofisinde uyandığında kulağına bir şarkı mırıltısı gelir,kapı aralığından baktığında,cennet gözlü bir kızın klimanın kumandasını mikrofon yapıp şarkı söylediğini gördüğü anda nerden bilebilirdi hayatının o an değişeceğini…
Hazel__tv ve sinemada okuyan üniversite 3.sınıf öğrencisi… stajer için başvuru yaptığında kabul edileceğine hiç ihtimal vermiyordu ama şans yüzüne güldü ve CEP şirketlerinde stajer olarak işe başladı…herkes başkanlarından korkarken o en şirin haliyle kendini sevdirmeyi başardı…hemde nasıl sevdirdi…bu başarından dolayı seni galakside alkışlıyorum HAZEL !!!!!
konusunu bu kadar anlatacağım…şimdi bile yazarken aklıma aralarında geçen dialogları hatırlıyorumda yüzüme hüzünlü bir tebessümün düşmesine engel olamıyorum….keşke,keşke herşey Aşiroğlu için daha farklı olsaydı…ve keşke aşkının ne kadar değerli olduğunu o da bilebilseydi…
şimdi muhtemelen neden hep Aliyi anlattığımı düşüneceksiniz !!!! inanın saatlerce yazabilirim,anlatabilirim ve dertleşebilirim onu…
”Ali boğaza doğru bakıyor, hiç konuşmuyordu. Sessizliği Naşide bozdu; ”Güzel kız Hazel, ama şunu unutma, kalp dediğin belki bin kez vurur, ama bir kez durur.” Ali gözlerini Naşide’ye çevirdi. Sonra yine denize bakarak mırıldandı, ”Bin kez vurduğu da O olsun… Bir kez durduğu da…”
bunları söylyen adam anlatılmazmı?
kitabın sonunu elbette anlatmıycam,söyleyebilceğim tek şey,akıllara zarar bir kurgu,ve akıllara zarar bir son…ne ne zaman oldu,neyi ne zaman anladı sorularının cevabını,geriye bakıp okuduklarınızı hatırlayınca anlıyorsunuz…. ve elbette serinin ikinci kitabınıda alıp okuyacağım…çünkü en mutlu sonların olduğu gibi,en vurucu sonlarında bir devamı olmalı….
bana yerli bir yazarı daha sevdirdiği için ve paylaşımını yaptığında,okurken içimde hissettiklerimi daha dün gibi hatırladığım ve okumama vesile olan sevgili ESMA MERİÇ arkadaşıma teşekkür ediyorum…
eğer ALİ AŞİROĞLU ile tanışmasaydım çok üzülürdüm….
tavsiye kısmına gelince….
sinirleneceğiniz,ağlamaklı olacağınız,güleceğiniz,hüzünleneceğiniz çok sahnelerle karşılaşacaksınız…hiç bir şey olmasada Aşiroğlu ile tanışacaksınız…ve aşkın bir insanı ne hallere koyacağını göreceksiniz…
izin verirseniz yine Alinin sözleriyle noktalayacağım satırlarımı….
Ali Hazelin gözlerine baktı.Kokusunu yine hissetti.
”_Sen Hazel.Sen,İsrafil’in üflediği Sur kadar kıyametler koparıyorsun içimde.Düdük nedir ki? Senin gittiğin gün benim bittiğim gündür.”
sevgilerle…
SeRpiL…
Bir erkek bir kadını ancak bu kadar
sever. Özlemek ancak bu kadar olur.
Hazel; bir kadın, bir yar olarak ancak bu kadar sevilir. Anladığım kadarıyla gerçek bir hikaye…
Şu saat itibariyle Hazel’i bitirmiş bulunuyorum. Öncelikle şunu söylemeliyim ki okuması
kolay bir kitaptı. Zorlamadan ve kafa karıştırmadan sonuca ilerleyen bir kitap yazmış
Tayfun Şahin. Kitaba başlama nedenim aslında okuduğum kesitler olmasına rağmen şimdi
iyi ki başlamışım diyorum. Her karakter ayrı ayrı olabilecek en iyi şekilde bize yani
okuyucuya yansıtılmıştı. İlk sayfadan itibaren Ali’nin aşkı beni sert vurdu. Yabancı
kitaplarda okumaya alışık olduğum bu aşık erkek karakteri bir Türk karakter olarak
okumak hem hoşuma gitti hem de bana Türkiye’de de böyle karakterler olabilir yönünde
bir umut vermiş oldu. Ali’ye en başta Göker’e olan tavrı yüzünden kızsam da sonunda
kendini ziyadesiyle affettirmeyi başardı. Ali öyle bir erkek ki sevdiği kadın için
ikinci tercih olmaya ve beklemeye bile razı. Defalarca sevdiğini söylediği kızdan hiç
bir karşılık görememesine rağmen sonuna kadar direndi. Aşkına sahip çıktı. Her on sayfa
da bir içimi burkan bir olay yazmayı başarabilmiş yazarımız. Kitaba adını veren Hazel
beni Ali kadar etkilemeyi başaramadı. Karakterini finale kadar çözemedim. Gerçi Ege’yi
de çözdüğümü pek söyleyemeyeceğim. Bu kitap bana birçok şey kattı ve öğretti. Hızla
verilen ön yargılarımı, insanlara olan güven azlığımı ve aşkın nasıl da büyük bir şey
olduğunu unuttuğumu fark etmemi sağladı. İçinde aşka ve sonunda düşülen yanılara dair
çok şey bulabileceğiniz bir kitap olmuş. İkinci kitabı okumak için daha son sayfada
büyük bir istek duymaya başladım. Umarım sizde okuyunca benim kadar keyif alırsınız ve
finali okuyunca duvara toslamış gibi hissedersiniz. Çünkü bazen duvara toslamak bile
güzel olabiliyor. Bu güzel kitabı bizimle paylaştığı için Tayfun Şahin’e teşekkürler
Ağlayarak okuduğum , kendimden bişeyler bulduğum , her sayfasında heycanlandığım, bazı sayfalarını defalarca okumaktan asla sıkılmadığım tek kitap . Sanırım hiç bir kitabı bu kadar benimsemedim. Tayfun Şahin yüreğine kalemine sağlık.
Hazel bitti. Ama bende bittim. Bitmeseydi keşke.
Ahh diyorum bu hikaye çok etkiledi beni. Kendim yaşadım sanki. Duygu patlaması yaşadım.
Hazelin dediği gibi Ahhh Ali gibi birinin sevgisini kim istemez ki? Aşk mı ihanet ? Hangisi daha kötü? ( Şuan aşık olmak istemiyorum evet karar verdim istemiyorum ama bu işler bizim elimizde değil ki… )
Yazara çoookk teşekkürler bu kitabı bizlerle paylaştığı için..
Tayfun Şahin sen nasıl bir yazarsın ? =)